Bilim mi, Bilmeyim mi?

Yazan  Umut Kisa, MCC , Kategori Blog

O kadar tartışılıyor ki bilimsellik son dönemlerde, hadi biraz daha yakından bakalım; tartışmalar bizi alsın götürsün, ufkumuzu birlikte genişletelim...

Bence esas tartışmamız geren konu bilim ya da bilim dışılık değil. Asıl olan bilimsel yöntemin kullanılabileceği ya da kullanılamayacağı alanları belirlemek.

Ne demiş Oxford sözlüğü bilimsel yönteme dair, işte cevap;

“17. yüzyıldan beri doğal bilimleri karakterize etmiş, sistemik gözlem, ölçüm, deney ve formülasyon, test etme ve hipotezlerin değiştirilmesini içeren yargılama metodudur.”

Bu tanım bize sadece bilimsel yöntemin 17.yüzyıldan sonra karakterize edildiğini ve “doğal bilimler”in tanımını vermiyor mu? Sadece doğa ve doğa olayları ile ilgilenen doğal bilimler tanımı da özel bir anlam taşıyor bence. Bir kere konusu sadece doğal gerçeklik yani doğa ve doğa olaylarını ilgilendiren konular… Doğal bilimler içerisinde düşünce ve düşüncelerle tetiklenen davranışlar girmiyor. Hadi suyun 100 dereceye verdiği tepki kaynamaktır. Bu bir yasadır. Kucaklaşan insanların tepkileri, düşünceleri ve duyguları bu kadar kesin mi?

Bundan dolayıdır ki bilimsel yapının ya da yöntemin temelinde insan düşünceleri ve davranışa ilişkin bilimler yer alamaz. Örneğin psikoloji, sosyoloji ya da felsefi bilimsel yöntem tanımında yer alamayacağından bilimsel olamazlar. Sadece disiplin olabilirler.

Peki ya doğal bilimler nosyonuyla akademilerde öğretilen sosyal bilimlere ilişkin düşünceler bu konularda ilerlemeden çok gerileme yaratıyorsa? Bir akademisyen olarak söyleyebilirim ki, bilimselliğin en önemli özelliği olanı incelemesidir. Siz, buhar makinasını icat eden James Watt olsaydınız, birileri sizin yaptığınızı inceleyerek buhar makinasının mekanizmasını çözmeye çalışarak bunun teorisini üretecekti. Üretilenler de tabi ki teoriler ya da yasalar oluşturacaktı. Örneğin; su buharı yükselirken üzerindeki pistonu da yukarı kaldırır gibi… Sonra başka bilim adamları sizin teorinize itiraz edeceklerdi. Örneğin, biri çıkıp “Nayır Yalan Söylüyorsun… Nayır söylediğin doğru olamaz… diyecekti. İfadesine de eğer piston cıvanın özgül ağırlığına sahip olursa, o buharın gücü pistonu yukarı itmeye yetmez.” “Yani nayır nolamaz” diye ekleyecekti.

Yani doğal bilimler açısından baktığınızda her teori yavaş yavaş ilerleyerek ve saflaşarak daha iyi bir hale gelecekti. Sonunda da elinizde herkesin genel olarak kabul ettiği Thomas Kuhn’un ifadesiyle fenomenler kalacaktı.

Buhar makinesi örneğindeki gibi pozitif bilimlere ait konuları elbette anlamak biraz daha kolay. Ancak, konu insana ve davranışlarına gelince iş arapsaçına dönüyor… İnsan davranışına dair, yerçekimi kanunu kadar güçlü bir formül üretmek mümkün mü? Açık söyleyeyim, konu insan olunca katı bir tavırla bilimselleştirmeye de karşıyım. Bana göre insanı teorize etmek dünyanın en zor işi ve her teori yeni sınırlar yaratarak gerçeği olduğu gibi sezgilerinizle görmenizi engelliyor.

Psikoloji, psikiyatri, sosyoloji, siyaset bilimleri, iletişim alanları bilimsel yöntemle incelenebilecek alanlar değil, zaten tanıma da aykırılar. Yeni dönemde bilimsel yöntem de değişiyor, benim çok tuttuğum fenomenolojik varoluşçuluk (existential phenomenology) önümüzde yeni bir yöntem gibi dursa da birçok akademisyenin bu yönteme hala karşı durduğunu görüyorum.

Bilimsel ya da sosyal davranışçı yapılar arasında benim gördüğüm en sağlam duruşu bu yüzden koçluk ve geştalt psikoterapi ortaya koyuyor. Çünkü her ikisi de teori ortaya koymadan anda olana ve sezgilere dayanıyor. İnsanları sınırlandırmak ya da sınıflandırmak değil, her bir insanın ayrı ve eşsiz olması davranış disiplinlerini çok güçlendirecektir. 

Söylediklerim sadece davranış bilimleri için değil aynı zamanda zihin gibi karmaşık ve sıradışı yapıların tamamı için geçerli. Zihinsel hastalıklarda olduğu gibi kanser gibi karmaşık hastalıklarda da bunu görebiliriz. Kanserleri dahi sınıflandırmaktan çok herkesin kanserinin ya da şizofrenisinin diğerinden farklı olduğunu bilmek ortak nokta bulmayı ve sınıflandırmayı zorlaştırdığından çözümleri de çok zorlaştırıyor.

Yüzyılın en iyi psikoterapistlerinden Milton Erickson’un aşağıda paylaştığım videosunu izlemenizi tavsiye ederim, psikoloji bilim adamlarının bakışını ifade etmiş.

Yorumlarınızı merak ediyorum.

Son DüzenlenmeSalı, 14 Temmuz 2015 12:46

Benzer Öğeler (etikete göre)

Yorum eklemek için giriş yapın

Koçluk eğitimlerinde lider eğitim kurumlarından biri olan Sola Unitas ağırlıklı olarak yönetici koçluğu, öğrenci koçluğu, takım koçluğu ve ilişki koçluğu alanlarında hizmetler vermektedir. Paul Ekman'ın Türkiye Şubesi olarak çalışmalarına devam eden Su Akademi ayrıca uzmanlık alanlarına bağlı olarak kurumlara ve bireylere davranış bazlı eğitimler sunmaktadır. Yaşam koçluğu eğitimi ve diğer eğitimlerimiz için lütfen [email protected] adresine e-posta gönderiniz.

Log in

fb iconLog in with Facebook


 

 

create an account